Tanyel YILMAZ

facebook-paylas
İhracatta sert düşüşe hazır mıyız?
Tarih: 15-02-2019 01:06:00 Güncelleme: 15-02-2019 01:06:00


Yazılarımızı takip edenler anımsayacaklar, ihracat verilerindeki artışı temkinli karşılamıştık.

 

2018’in son çeyreğindeki ihracat artışının, iç pazardaki daralma nedeniyle stoklardan yapıldığını dile getirmiştik. Kurlardaki değişimden dolayı ihracatçının iç Pazar yerine dış pazarlardan gelen talebi karşıladığını anlatmıştık.

 

Neticede ihracattan gelen para nasıl değerlendirildi sorusunun yanıtı sanayi verileriyle açıklık kazandı.

 

İhracatçı, gelen parayı kısmen dövizde tutarken muhtemelen ciddi bir kısmı da bankalarda vadeli olarak yatırdı, öyle ya, yüzde 25 kar hangi işte var?

 

Üretmek karlı değil, hem tarım ve hayvancılık hem de sanayide…

 

Düşünsenize, sermayenizi riske atacaksınız, fabrikanıza hammadde alacaksınız, yüzlerce eleman istihdam edeceksiniz, onların maaşları, SGK, vergi vs ödemeleri; iç pazarda stok maliyeti, pazarlama, dağıtım, satış maliyetleri, nakliye derken astarı yüzünden pahalıya çıkacak bir süreci göze alacaksınız ve hadi şanslıysanız yüzde 10 kar ettiniz…

 

İhracat yaptınız diyelim, 100 bin Euro hesabınıza geldi, siz satarken 6,2 TL olan Euro, para hesabınıza girdiğinde 5,9 oldu, TL’ye dönerseniz 5,8… 620 bin TL’ye sattığınız mal karşılığı gelen para bir anda 580 bin TL oldu bile… Kazancınız bir anda uçup gitti…

 

Ticaretin riskleri ortada…

 

Hadi tarın ya da hayvancılık yapıyorsunuz… Hayvanlarınız ile ilgili riskler malum, hastalıklar, yem, ilaç maliyetleri … Tarımda da mesela son yağmurlar ve dolu ciddi zarar verdi. Neden insanlar üretim yapsın ki?

 

Şimdi geldiğimiz noktada yeniden üretimi cazip hale nasıl getirebiliriz? Tanzim satış marifetiyle sebze meyve fiyatlarını kısa süreli terbiye etmek gibi bir şey değil ki bu…

 

Sanayi üretiminin 2018 Aralık ayında, bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 9,8 azalması çok ciddi bir düşüş… Sanayi üretiminin düşmesi, hem de bu kadar sert düşmesi demek, ihracatın da sert bir şekilde düşmesi, bunun yerine iç pazar ihtiyaçlarının ithalat ile karşılanması demek. Rakiplerimiz bu fırsatı çok iyi değerlendirir, içerden 5 liraya mal ettiğimizi bize 4 liraya satarak kısa sürede üretkenliğimizi verimsiz hale getirirler. Yunanistan’a yapıldı bu, bize yapılmaması için acil önlemler almalıyız. Herkesin vergi borçları sıfırlanmalı ve vergisine sadık kesimlere de haksızlık yapmamak adına avantajlar sağlanmalıdır. Vergi daireleri yapılandırılmış vergi borçları için bile gayrimenkullere kamu haczi yapıyor, derhal tüm kamu hacizleri kaldırılarak bu mülklerin nakde dönebilmesi için adım atılmalıdır. Kişiler ve şirketler batarsa bundan kamu maliyesinin bir karı olmaz.

 

Üretmeden büyümenin zararlarını yıllardır yazıp çizip duruyoruz, ben söylemiştim demek yerine yanılmışım demeyi tercih ettiğimiz bir durumdayız; ancak ne yazık ki bunları yıllardır anlatıp durduk. Ne yazık ki dinleyen olmadı.

 

Şimdi ne yapacağız? Katma değeri yüksek üretim peşinde koşalım derken, sebze-meyve üretiminde bile tıkandık. Bu noktada IMF ile anlaşma yapmak ilk çözüm. IMF ile çalışmanın zorlukları malum, IMF parayı verir ama parayı geri almayı da bir şekilde garanti eder. Yani IMF’den gelen parayı siz verimli olmayan yerlerde kullanamazsınız. Bu da belki soğuyan motoru yeniden ısıtmak için fırsat olabilir. Gelim IMF ile anlaşmanın artılarını ve eksilerini konuşalım. Kötüler içinde en az kötüsünü seçelim. Hemen IMF anlaşmasının başarısızlık olduğunu düşünmeyelim.

 

Doğru canımız yanacak, ama canımız her durumda yanacak zaten.

 

1999 depreminde enkazdan insanları çıkartırken her zaman çok şanslı olmadık. Bazı durumlarda iki kişiden birine öncelik vermek zorunda kaldık. Bazı durumlarda da birinin hayatının kurtarılabilmesi için kolunu ya da bacağını feda etmesi gerekiyordu; bunlar zor tercihler.

 

Sanayi üretiminin gerilemesi demek ihracattaki rekabetçi gücümüzü kaybetmemiz demektir. Yüzde 10’luk küçülmenin önümüzdeki aylarda da devam etmesi riskimizin daha da büyümesi, seçim sonrası reçetenin daha da acı olması demektir. Şimdi birkaç parmağı feda ederek kurtulabilecekken, birkaç ay sonra kol ya da bacağı feda etmek sorunda kalacağız.

 

Keşke tüm bunlar yaşanırken hükümet farklı kesimlerden gelen farklı görüş ve önerileri dikkate alsaydı. Sadece inşaat sektörüne nitelikli finansman sağlayan sistemi, sanayici, üretici kesimlere daha da ayrıcalıklı hale getirebilseydi… Ülkenin girişimci ve inovatif gücü olan genç ve eğitimli kesimi kaybetmeseydik. Ülkemize ve yönetenlere inancını yitirenlerin varını yoğunu satıp yurt dışına gitmesine neden olmasaydık. Yani kısacası depreme dayanıklı olan binamızın kolonlarını kestik, şimdi bina sallanıyor. O kolonları yerine koymak için sistemi eskisinden de iyi hale getirmek gerekiyor.

 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, eski sistemin aksayan yönlerini değiştirmek adına yepyeni bir sistem kurmaya çalışıyor. Ama bunu tek başına yapıyor. Toplumun farklı kesimlerinin farklı görüşlerine saygı duyarak o görüşlere de itibar ederse işte o zaman o kolonları takviye etmeye başlayacağız. Birlik ve beraberlik dediğimiz de bu değil mi zaten?





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
HABER ARŞİVİ
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HAVA DURUMU
YUKARI