Tanyel YILMAZ

facebook-paylas
12 bin yıllık tarım ülkesi Türkiye…
Tarih: 11-02-2019 12:24:00 Güncelleme: 11-02-2019 12:24:00


Türkiye ekonomisinin yüksek katma değer üretmesi gerektiğini yazıp çizip durduk…

 

Gelişen teknoloji, yazılım ve bilişim başta olmak üzere otomotiv, kimya, tekstil… Akla gelebilecek pek çok sektörde faaliyet gösteren irili ufaklı firmalarımız var. Yıllardır nasıl yaparız da bu firmalarımız daha yüksek katma değer üretir ve biz bu katma değeri dünyaya ihraç ederek ülke ekonomimizi kalkındırırız diye kafa yorduk.

 

Ancak bazı kesimler için kalkınma değil büyüme önemliydi. Büyümek kolaydık, altyapı, tüketim, gayrimenkul (inşaat vs), kamu harcamaları gibi kalemlerle büyümede hızlı sonuçlar alınabilir. Oysa kalkınmada sonuç alabilmek için zamana ihtiyacınız vardır. Bir ülke hızla büyüyebilir ama aynı hızla kalkınamaz. Bir insana benzetelim, kilo almak kolaydır, vücudunuzdaki yağları beslenme takviyesiyle arttırarak kısa sürede kilo alabilirsiniz. Ama kaslı, sağlam bir vücuda sahip olabilmek için çok daha uzun süre ve çok daha fazla çaba harcamanız gerekir. Her iki insanı yanyana koyduğunuzda birisini aldığı kilolar öldürür, diğerini ise yaptığı kaslar daha sağlıklı ve uzun yaşatır.

 

Ekonomimizin sağlıklı beslenebilmesi için öncelikle nitelikli insan gücüne ihtiyacımız var. Nitelikli insanlar üretirken de tüketirken de katma değer yaratırlar. Nitelikli insan etin kilosunun ortalama 50 lira olduğu yerde 100 gramı 10 liraya satılan dönerin ne kadarının et olduğunu sorgular ve oradan alışveriş yapmaz. Ya da sucuk, salam alırken aynı sorgulamayı yapar… Ve neticede de gidip sağlıklı ürünlerin satıldığı yerleri tercih eder.

 

Neticede biz endüstriyel ürünlerde katma değeri nasıl yükseltiriz, nasıl yatırım yaparız diye kafa yorarken, ülke olarak da dev projeler, kamu harcamaları, alt yapı ve inşaat sektörünü tüketim harcamaları ile de destekleyerek büyürken çok temel ve en basit şeyi unuttuk; tarımı…

 

Dünya üzerinde ilk tarımın yapıldığı topraklarda yaşıyoruz. Göbeklitepe ile bilinen tarih 12 bin yıl önceye kadar gidiyor. 12 bin yıldır tarım yapılan bu topraklarda biz tarımı geliştiremedik. Bugün patlıcan, domates, soğan, patates fiyatlarıyla gündeme gelen sorun aslında son 50 yılın sorunu. Yıldan yıla tarımsal üretimimiz gelişmek bir yana geriledi. Oysa Türkiye ile yarışması olanaksız olan Hollanda bugün dünyanın en büyük tarım ürünleri ihracatçıları arasında 2. sırada… Uzun yıllar kendi ihtiyacını karşılamakla övünen Türkiye ise artan nüfusunu doyurmakta zorlanıp tarım ürünleri ithalatına başladı.

 

Burada adım atmamız gerekiyor. Hem de acilen. Seracılık dediğimiz mezbeleliklerin yerini artık çağdaş seralar almalı. Kendi tohumlarımızı kullanmalı, kendi ürünlerimizi üretmeliyiz. Hibrit tohumdan köşe bucak kaçılması gerekiyor. Hibrit tohum çiftçiye belirli gübreleri kullanmayı da empoze ediyor. ABD yeni kapalı seralarda, topraksız tarımı başlattı. Ülkemizde de sevindirici bir adım olarak bu seralardan biri Yıldız Teknik Üniversitesi’nde yaşama geçirildi. ABD’deki örnek 150 dönüm üzerine kurulu ve hiçbir şekilde hava koşullarından etkilenmiyor. İstanbul’daki örnek ise sadece 2 dönüm…

 

Şimdi ABD’deki örneği kısaca anlatmak istiyorum, mutlaka eksiklerim olacaktır. 150 dönüm üzerine kurulu, topraksız sulu tarım yapılan çelik kapalı seralarda her türlü sebze ve meyve üretiliyor. Domates örneğinden gitmek istiyorum. Domateslerin kökleri yukarıda, yani domates salkımları yerçekimi sayesinde aşağıda doğru kolaylıkla uzuyor ve bu da daha çok domates anlamına geliyor. Serada arı besleniyor. Bu arılar hem bitkilerin döllenmesini sağlıyor, hem de zararlı böceklerle besleniyor, böylelikle bitkilere zarar veren haşarat için ilaçlama yapılması gerekmiyor.

 

Kompleksin dışında dev bir havuzda balıklar besleniyor. Balıklar ve sudaki diğer canlıların dışkıları suya karışıyor ve sulama yapılırken doğal gübre işlevi görüyor. Balık miktarı çoğaldıkça, ölen balıklar yakılarak külleri yine gübre olarak kullanılıyor. Elektrik için de seraların çatılarındaki güneş panelleri kullanılıyor. İl yatırımı yüksek gibi görünen ama sonrasında verimli olduğu için üretim maliyetlerini düşüren dev bir sistem. 8 haftada bir domates hasadı yapılıyor. Yani yıl içerisinde 6-7 kez hasat yapılıyor. Yan duvarlarda da marullar yüne bu yöntemle yetiştiriliyor.

 

Bu ekosistemin kurulması için verimli toprakların kullanılmasına gerek yok, bugün verimsiz olarak görülen arazilerde kurulacak tesislerle gerçekten çılgın sonuçlar alabiliriz. İşte size eğitimin önemi…. Anadolu’yu böylesine dev yatırımlarla donatırsak 12 bin yıldır bu topraklarda yapılan tarımı geleceğe taşımış ve hem ülkemiz hem de gelecekte açlık sorunu yaşamasına kesin gözüyle bakılan insanlık için hayırlı bir iş yapmış oluruz.

 

NOT: Konuyla ilgili Türkiye’deki örneği incelemek isteyenler linkteki habere bakabilirler. https://youtu.be/2HUJbyX2A9g

 

 





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
HABER ARŞİVİ
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HAVA DURUMU
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI