Tanyel YILMAZ

facebook-paylas
Ekonomik kriz döngüleri…
Tarih: 26-01-2019 08:38:00 Güncelleme: 26-01-2019 08:40:00


Bendenizin bir teorisi var. Ekonomik krizler bir döngü içinde gerçekleşiyor. Her 7 yılda bir zirve yapıyor, her 49 yılda bir de (yaklaşık) yıkıcı etkileri oluyor/olacak… Bunların ne kadar doğru olacağını beraber göreceğiz…

 

Şimdi yakın dönemi analiz edelim… 1968 olayları tüm dünyayı sarstı; Vietnam savaşı, Fransa’da ve Almanya’da başlayıp tüm dünyaya yayılan olaylar aslında ekonomik alt yapısı olan toplumsal yansımalardı…

 

1973-74 yılında Türkiye için Kıbrıs Barış harekatına bağlansa da pek çok konu, sadece silah ambargosu Kıbrıs ile bağlantılıydı; onun dışında ekonomik kriz ciddi şekilde bizleri etkilemişti.

 

Tabi belirmek lazım ki o dönemlerin ekonomik krizleri ile bugün yaşananlar arasında çok ciddi nitelik ve nicelik farklılıkları var ve bunu da devamında konuşacağız…

 

Akabinde 1980-81 yılında yaşanan ekonomik krize Türkiye 12 Eylül askeri rejimi ve Turgut Özal’ın ekonominin direksiyonunda olduğu bir yönetim ile girdi. Dünya Bankası ve IMF tam desteğini alan Özal Türkiye’de eleştirilerle de karşılaşan bir dönüşümü başlattı.

 

1987 yılında yaşanan kriz 1989 seçimlerinde ANAP’ın kaybetmesini ve SHP’nin kazanmasına neden oldu. Bu sonuçlar 1991 genel seçimlerine de yansıdı ve DYP-SHP koalisyonu kuruldu, Türkiye’de koalisyonlar dönemi başladı. Pek çoğu eleştirebilir ama ben koalisyonlar dönemini özellikle ekonomik açıdan başarılı buluyorum.

 

1994 krizinin zirve yaptığı sırada dönemin Cumhurbaşkanı rahmetli Süleyman Demirel ile beraber Davos’taydık… Tansu Çiller başbakandı. 3000 Mark avans almıştım ve kredi kartımla da alışveriş yapmıştım. 12 lira olan USD 5 gün sonra Türkiye’ye döndüğümde 45 liraydı ve gecelik faizler yüzde 4000’lere çıkmıştı… Otomotiv firmaları üretimi durdurmuş, ellerindeki nakdi gecelik borçlanmada kullanıyordu; çoğunun bilançosunda faaliyet karından daha yüksek finansman karı vardı o sene…

 

2001 yılında geldiğimizde anaya kitapçığı ile özdeşleşen bir ekonomik kriz yaşadık. Bir Türkler bahaneyi pek seviyoruz. Geçen sene yaşanan döviz hareketinden bir rahibi, 2001’de de anayasa kitapçığını sorumlu tuttuk…

 

2008 yılında yaşanan küresel krizi Erdoğan ve ekibinin cüretkar yönetimi, 2001 sonrası Kemal Derviş reçetesinin sağlamlaştırdığı sağlam bankacılık sistemi ve sağlam kamu maliyesi sayesinde aslında az etkilenerek atlattık. Ama bu dönem sergilenen cüretkar yönetim özel sektörün direncini azalttı. 2008 krizini değerlendirirken o dönem danışmanlığını yaptığım Phil Tarling (İngiltere İç Denetim Enstitüsü Başkanı ve RSM Bentley Jennison YKB) sadece büyümeye ve kar etmeye odaklanan firmaların gerçek amaçlarından uzaklaştığını ve bunun krize yol açtığını söylemişti.

 

ANAP ve AK Parti dönemlerinde Türkiye inşaat / gayrimenkul kaynaklı bir büyüme yaşadı. Tansu Çiller herkese iki anahtar vaadiyle bunu zirveye taşıdı. İnşaat sektörü pek çok sektörü de etkilediği için ekonomik büyüme verilerini çok hızlı etkileyen bir sektör. Ağır sanayi, yazılım, hizmet gibi sektörlerdeki yatırımlar biraz daha uzun sürede etkisini gösterdiği için çok göze görünmüyorlar. Türkiye bu dönemde altyapı, inşaat ve tüketim kaynaklı büyüme rakamları ile kendisini oyaladı…

 

Büyümek iyidir elbette, ancak beraberinde kalkınmayı da getiriyorsa… Biz yüzde 5-6-7 büyüdük diye gerim gerim gerinirken, yüzde 2-3 büyüyen AB ülkeleri refahlarına refah katmaya devam ettiler. Gayrimenkul yatırımlarının nitelikli finansman ile desteklenmesi ve yatırımcılarını büyütmesi üzerine pek çok işadamı karşılaştırmalar yaptılar ve mevcut iş alanlarından daha karlı çıktığını görünce inşaata yatırım yapmaya başladılar.

 

Günün sonunda gayrimenkulde arz/talep dengesi öyle bir bozuldu ki 2015 yılında gelindiğinde pek çok firma bu balona beton basmıştı… Şimdi 2022 yılında büyük bir kriz bekliyorum. Bize 2008 krizinin bizi teğet geçmesine neden olan krizi baskılayıcı politikalar nedeniyle 2015 krizinin etkilerini daha da artarak yaşıyoruz… 2022 krizine zaten krizde yakalanmak belki de küresel krizin etkilerini azaltacak, kim bilir…

 

1950 sonrası krizlere bakınca, genel olarak mal ve hizmetlere erişim sorunları yaşanıyordu… 2000 sonrası krizlerde ise daha makro sorunlar başladı. Özellikle 90 sonrasında faiz/kur dalgalanmaları ve küreselleşen ekonomi nedeniyle etkileri de küresel olan sorunlar yaşanmaya başladı. ABD ile Çin arasındaki ticaret sorunları başka ülkeleri de etkiliyor artık.

 

Beyaz yakalı sayısı arttı son 50 yılda, dolayısıyla yüksek refah seviyesinde yaşamaya alışan beyaz yakalıları etkilemeye başladı. Artık daha çok üniversite mezunu beyaz yakalı ekonomik krizden etkileniyor… Ve tabi ekonomik faaliyetler farklı bir derinlik kazandı. Yeni iletişim teknolojisi yeni ekonomik sistemleri dayatıyor. Daha paylaşımcı, daha verimli olmak gerekiyor. Gençler farklı bir dünyaya kapı aralıyor. Umutluyum çünkü büyüklerin hastalıklarını reddeden bir bünyeleri var.

 





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
HABER ARŞİVİ
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HAVA DURUMU
YUKARI